Erkekler İçin Kilo Alma Yöntemleri

İnsanoğlu ve kızı tarihin en eski zamanlarından beridir ne yazık ki bazen güzel görünebilmek için sağlığından tavizler vermiş ya da sağlığına zararlı yolları denemiştir. Ne yazık ki bu durum bir süre sonra bu kişiler için önü alınamaz olaylara sebep olmuştur. Kişi güzel görünebilmek için sağlığını riske atınca bunun doğal sonucu olarak da hayatını riske atmıştır. Oysa sağlık her şeyin başıdır.

Sağlıklı Kilo almanın Yolları

Günümüzde aşırı kilodan kaynaklanan şikayetler ve buna paralel diyet formülleri artsa da azımsanmayacak kadar çok insan da kilo almak için çaba harcamaktadır. Uzmanlar sağlıklı ve yerinde kilo almanın kilo vermekten çok daha zor bir durum olduğunu ifade etmekte ve bu kilo alma sürecinin çok sabır istediğini belirtmektedir. Özellikle erkekler için sağlıklı ve dengeli kilo almak çok daha sabır isteyen bir durumdur.

Diyetle günlük alınan toplam enerjinin harcanan enerjiden daha az olması veya alınan besinlerin vücut tarafından kullanılmaması durumunda zayıf olma hali ortaya çıkmaktadır. Bunun dışında zayıf olma nedenleri arasında sindirim sistemi bozuklukları, metabolizmayı hızlı çalıştıran hipertiroid gibi hormonal hastalıklar, bağırsak parazitleri ve emilim bozuklukları, kilo alma korkusu, psikolojik bozukluklar ve buna bağlı iştah kesilmesi, yeme bozukluğu, kullanılan ilaçlar ve bunların etkisi, fazla fiziksel aktivite yapanlar, kanser, tüberküloz, kronik diyare gibi zayıflatan hastalıklar ve düzensiz yemek yemek ve uzun açlık gibi sebepler gösterilebilmektedir.

Sağlıklı kilo almak için bunu istemek yeterli değildir. Zayıf kişilerin sağlıklı kilo almaları için öncelikle gerekli tahlilleri yaptırıp zayıflığın altında yatan bir hastalık durumu olup olmadığını araştırmaları gerekmektedir. Eğer bir sorun yok ise kilo alacak kişi diyetisyen kontrolünde takip ve iletişim ile ayda ortalama 2 kilo olacak şekilde hedef koyulabilir. Amaç vücutta gerekli dokuları oluşturmaktır. Kilo yağ ve yağsız dokuyu (kas dokusu, vücut suyu ve kemik dokusu) arttıracak şekilde alınır. Amaç daha çok kas dokuyu arttıracak şekilde olmalıdır.

 

Sağlıklı Kilo Almanın Yolları

 

  • Günün en önemli öğünü olan kahvaltı muhakkak yapılmalıdır ve erken saatte yapılması kilo alımında çok önemlidir.

 

  • Kilo almak isteyenler kesinlikle öğün atlamamalıdır. Düzenli beslenme ve kaliteli beslenme olmazsa kilo alımı gerçekleşmez.

 

  • Kas dokusunun artırılması için protein ve karbonhidrat alımına dikkat etmek gerekir. Her öğüne muhakkak hem karbonhidratlı bir gıda hem yağlı hem de proteinli bir besin koymak gerekmektedir.

 

  • Ara öğünlerde kalori değeri ve protein değeri yüksek gıdalar tercih edilmelidir. Özellikle fındık, badem, ceviz gibi kuruyemişler, tost, süt, kek, taze ve kuru meyveler, ayran gibi gıdalar alınmalıdır

 

  • Yemekle beraber alınan içecek hızlı doyuma sebep olur. Su tüketimi bile yemekten 45 dakika sonraya bırakılmalıdır.

 

  • Baharatlar ve bazı soslar salçalı yemekler iştah açar. Yemekleri pişirirken hipertansiyonu olmayan kişiler rahatlıkla kullanabilirler.

 

  • Yemeklerde bazı öğünlerde salata yerine taneli meyve kompostoları tüketilebilir.

 

  • Tatlılar iştahı azaltmayacak makul miktarda tüketilmelidir. Çok fazla tatlı tüketimi ana yemeklerin alımının azalmasına ve iştahın kapanmasına sebeptir.

 

  • Çok yoğun egzersiz yapılmamalıdır. Bunun yerine yemekten 1 saat öncesi yapılacak 30 dakika hafif tempolu yürüyüş iştahı açar ve kalori alımınızı artırır.

 

  • Yemekler pişirilirken besin değeri arttırılmalıdır. Örneğin makarnalar peynirli, kıymalı olabilir. Kek ve pastalar fındık cevizli yapılabilir. Çorbalara kıyma, buğday, pirinç, patates, şehriye koyulabilir

 

Kilo almak isteyenler için en önemli sorun sağlıklı ve dengeli kilo almanın yollarıdır. Bunun için sadece yemek yemek sorunu çözmeyecektir. Sağlıklı kilo almak kas yapısını güçlendirmekten geçmektedir. Bunun için de bir diyetisyenle çalışmak yerinde olacaktır.

Yüksek Şekeri Ne Düşür?

Dünya’da ve Türkiye’de şeker hastalığı oranı giderek yayılmakta ve ülkemizde en çok rastlanan hastalıklar arasında yerini almaktadır. Bu durum ne yazık ki yanlış ve düzensiz beslenme, hayatımıza önem vermeme ve sağlık kontrollerimizi zamanında yaptırmama gibi sebeplerle tetiklenmekte ve artmaktadır.

Şekerin Belirtileri Nelerdir?

Şeker hastalığının sık görülen belirtilerinden bazıları, yorgunluk, çok fazla yemek yeseniz bile aşırı kilo kaybı, sık sık idrar yapmak, görme bozuklukları, vücudun belirli yerlerinde morluklar, yaraların geç iyileşmesi, deride kesiklerin oluşmasıdır.

Şeker seviyesi hastalık boyunca kontrol altında tutulabilirse, diyabet hastası tamamen normal hayat yaşayabilir. Bunun için yapılacaklar bellidir.

Şeker Hastalığına İyi Gelen Yiyecekler

  • Acı Kabak: Kan şekeri düşürücü özelliğinden dolay, diyabet kontrolüne faydalı olabilir. Belirli organ veya doku yerine vücudun bütün bölgelerinde glikoz metabolizmasına etki etmektedir.
  • Tarçın: Tarçın tozu insülin aktivitesini uyararak kan şekeri düzeyini düşürme özelliğine sahiptir. Çünkü tarçın diyabetle mücadele eden biyoaktif bileşenler içerir.
  • Çemen: Çemen hipoglisemik aktivite, diyabetde glukoz kontrolü ve düşük kan şekerini düzenlediği düşünülmektedir. Bunun yanında, glukoza bağımlı insülin salgılanmasını uyarır. Çemen yüksek oranda lif içerdiğinden dolayı, karbonhidrat ve şeker emilimini yavaşlatır.
  • Hint Bektaşi Üzümü: Ayrıca amla olarak bilinen Hint Bektaşi Üzümü C vitamini içerdiğinden dolayı pankreasın çalışmasına yardımcı olur.
  • Siyah Erik: Antosiyaninler, ellagik asit, hidrolize olabilen tanen içerdiğinden, siyah erişin kan şekerini düzenlediği düşünülmektedir. Siyah erik ve meyvenin diğer kısımlarının hastalar tarafından kullanılabileceği gibi yapılan araştırmalar meyvenin hızla kan şekerini azaltabileceği ortaya konmaktadır.
  • Mango Yaprakları: Hassas ve duyarlı mango yaprakları kanda insülin düzeylerini düzenleyerek diyabeti tedavi etmek için de kullanılabilir.
  • Köri Yaprakları: Köri yaprakları anti diyabetik özelliklere sahip olduğu gibi, diyabet kontrolüne yardımcı olur. Köri yapraklarının glikozu dengeleyen maddeler içerdiği düşünülmektedir.
  • Guava Meyvesi: Guava meyvesi şeker hastalığına faydasından dolayı Japonlar arasında oldukça yaygındır. C vitamini ve yüksek lif içerdiğinden dolayı kan şekeri seviyesini sağlıklı düzeylerde tutar.
  • Bamya: Kan şekeri düzeyini kontrol ederek diyabetin azalmasını sağlayan polifenolik moleküller içermektedir.

Bunların dışında şekeri düşüren yiyecekler arasına şunları ekleyebiliriz;

  • Kepek
  • Çavdar
  • Bezelye
  • Buğday
  • Mantar
  • Biber
  • Domates
  • Greyfurt
  • Elma
  • Armut
  • Biber
  • Lahana
  • Mantar
  • Bezelye
  • Patlıcan

Bu yiyecekler özellikle GI, Glisemik İndeksi düşürmeye yardımcı olmaktadır. Glisemik İndeks değeri düşük besinler şeker hastaları için sağlıklı gıdalar arasında gösterilmektedir. Yine ayrıca aşağıdaki hususlara dikkat edilmesi şeker hastaları için elzemdir.

  • Daha Fazla Meyve ve Sebze Tüketin: Neredeyse bütün meyve ve sebzeler düşük Glisemik İndeks içerir. Öğlen ve akşamları salata veya meyve ve sebzeyle beslenilebilir.

 

  • Çözünür Lif İçeren Besinleri Arttırın: Çözünür lif açısından yüksek gıdalar elma, turunçgiller, yulaf kepeği, yulaf ezmesi, kurutulmuş fasulye ve bezelye ve pek çok sebzeler sayılabilir.

 

  • Yüksek Glisemik İndeks İçeren Besinlerden Uzaklaşmak gerekmektedir. Düşük glisemik indeks içeren besinler tercih etmek gerekmektedir. Pirinç, kabak, kavun, karpuz, dondurma gibi, GI yüksek yiyeceklerden uzak durmak ve GI seviyesi düşük besinler tercih etmek şarttır.

 

  • İşlenmiş gıdalardan uzak durmak faydalı olacaktır.

 

  • Kan şekeri seviyesini düzenli kontrol altında tutulması çok önemlidir.

Şeker hastalığı dünyada en sık görülen hastalık olmasına rağmen kontrol altına alınması mümkün olmakta ve hatta doğal yollarla bile bunu başarmak zor olmamaktadır. Fakat elbette bundan önce şeker hastası kişilerin bir sağlık kuruluşuna giderek tıbbi açıdan tedavi olmaları gerekmektedir.

Tokluk Kan Şekeri Nasıl Ölçülür

İnsanoğlu doğası gereği her şeyin hep daha fazlasını istemektedir. Kanaat etmek yerine hep daha fazlası daha fazlası demektedir. Bu da sağlık açısından pek çok sorunu beraberinde getirmekte ve bu seferde insan sağlığının derdine düşmektedir. Oysa bilinçli tüketim ve yerinde ve zamanında yapılacak kontroller pek çok sorunu önlemektedir. Yeteri kadar ve yettiğince tüketmek sağlığımızı da tehlikeye atmayacaktır. Şeker hastası olan pek çok kişinin hastalığı bilinçsiz tüketimden kaynaklanmaktadır. Oysa zamanında alınacak küçük tedbirler sonradan meydana gelecek büyük sorunların önüne geçebilmektedir.

Tokluk Kan Şekeri Nedir Kaç Olmalıdır?

Tokluk kan şekeri seviyesi yemek yedikten sonra kandaki şeker durumudur. Bu kan değeri ana öğünlerden 2 saat sonra yapılan ya da şeker yükleme testi yapılarak bakılan bir ölçümdür. Yemeklerden 2 saat sonra ölçülen değerin 180 mg/dl altında olması gerekir. Gece boyunca açlıktan sonra yani 8-10 saatlik açlıktan sonra, 75 gram glikoz verilerek ikinci saatte ölçülen değer 140 mg/dl altında olursa kişide şeker hastalığı olmadığını, 140 ile 200 mg/dl arasında çıkan kan şekeri değerleri bozulmuş glikoz toleransını, 100 ve 126 mg/dl arasındaki açlık kan değerleri bozulmuş açlık glisemisi olarak değerlendirilir. Gizli şeker olarak bu durum şeker hastalığı riski taşıyan, yaşamının ileri yıllarında şeker hastalığı gelişmesi muhtemel olan, ancak klinik belirti vermeyen kişiler için kullanılır. Yapılan araştırmalarda gerekli önlemler alınmadığı takdirde, gizli şeker olanların % 29-55 oranında şeker hastalığı gelişeceği belirlenmiştir.

Tokluk kan şekeri değeri diyabet riskinin belirlenmesinde, açlık kan şekeri kadar önemli bir ölçümdür. Diyabet hastalarının bir kısmında, açlık kan  şekeri düzenli olsa da, komplikasyonlar devam eder. Bu hastalarda tokluk kan şekeri değerinin yüksek olduğu izlenmiştir. Hastalarda sadece açlık kan şekeri ölçümünün yapılması, diyabet teşhisini geciktirebilecek bir unsurdur. Çok uzun bir süre açlık kan şekeri normal çıkarken, tokluk kan şekeri yüksek çıkan hastalar bulunmaktadır. Bu nedenle 45 yaşın üzerinde olan herkesin şeker yükleme testi taptırması gerekir. Bu testin normal çıkması halinde, her beş yılda bir tekrar edilmesi tavsiye edilir.

Ailesinde genetik olarak şeker hastalığı öyküsü bulunan kişiler ise, 30 yaşından itibaren her yıl şeker yükleme testi yaptırmalıdır. Diyabet hastalarında açlık ve tokluk kan şekeri ölçümü birlikte ve düzenli şekilde ölçülmelidir.

Tokluk kan şekeri değerleri kaç olmalı?

  • Yemekten 2 saat sonraki ölçümde 180 mg/dl altında

 

  • Şeker yükleme testiyle yapılan ölçümde 140 mg/dl altında olmalıdır.

Gebelikte tokluk kan değeri ne olmalı?

Gebelikte yapılan ölçümlerde tokluk kan şekeri ilk saatte 130 mg/dl altında, ikinci saatte ise 120 mg/dl altında olmalıdır.

Diyabet Tanısında Tokluk Kan Şekerinin Önemi

Şeker hastalarının kanında fazla miktarda bulunan şekerin yani glikozun damar sertliğine sebep olması, kalbe giden kanın miktarını azaltmaktadır. Bu nedenle hastalarda göğüs ağrısı, kalp krizi ya da ani kardiyak ölümler meydana gelebilmektedir. Bu hastaların özellikle yemeklerden iki saat sonra ölçülen tokluk kan şekerinin yüksek olması halinde, daha fazla riskli olacaktır. Diyabetik olmayan kişilerde yemek sonrasında pankreasta insülin daha hızlı salgılanmaktadır. Tip 2 diyabet hastalarında ise, erken dönemde insülin salgılanması olmamaktadır. Açlık kan şekeri normal çıksa da, tokluk kan şekeri değeri yüksek çıkabilmektedir. Sadece açlık kan değeri şeker hastalığının teşhisinin yapılması için yeterli değildir. Mutlaka açlık kan şekeriyle birlikte, tokluk kan şekeri ölçülerek diyabet tanısı konulmalıdır.

İnsanoğlunun sağlığı herkesten önce kendisine emanettir. Kişi sağlığını korumak için alması gereken tedbirleri zamanında ve yerinde almalıdır. Belli bir yaştan sonra periyodik olarak muayene olmak, gerekli tahlilleri yaptırmak sağlık açısından çok önemlidir. Erken teşhisin hayat kurtardığı bilinen bir gerçektir ve bunun için kişi kendi doktoru olmalı ve sağlık kontrollerini vakit geçirmeden yaptırmalıdır.

Vücuttaki İltihap Nasıl Atılır?

Her sabah uyandığımızda yoğun bir günün bizi beklediğini bilerek yataktan kalkar ve daha o an yorgun hissederiz kendimizi. Ayaklarımız bir türlü gideceği yere gitmek istemez. Yatak bize davetkar bakar ancak yapacak bir şey yoktur gün ağarmıştır ve kalkılacaktır. Kalkarız ve aynanın karşısına geçeriz. Aman Allahım o da ne? Bir sürü sivilce ve gereksiz bir sürü iltihap vücudumuzu adeta yağmalamıştır. Bütün neşemiz ve sevincimiz gider, oysa bunları halletmenin çok kolay yolları vardır.

Vücuttaki İltihap

Tıp dilinde enflamasyon olarak adlandırılan iltihap, vücut dokusuna zarar veren farklı etkenler nedeniyle ortaya çıkan bir durumdur. Vücutta iltihap 3 değişik şekilde oluşum gösterir. İltihap, sıvısal ortamlarda, damarlarda ve hücrelerde olmak üzere üç farklı şekilde gelişir. Virüs, bakteri, kimyasal maddeler ve vücuda alınan şiddetli bir darbe nedeniyle vücudun verdiği bir tepkidir. Kısaca vücudun savunma mekanizmalarından biri olarak da tanımlanabilir.

İltihap aslında vücudun tamamen sağlığı için ortaya çıkar. Ancak kısa sürede geçmeyen iltihaplar ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir. İltihap kronik bir hal almışsa mutlaka ortada sağlığı tehdit eden bir durumun habercisi olarak algılanmalıdır. Vücutta iltihap oluşmuş ve uzun dönemdir geçmemişse bağışıklık sistemi ya da dejeneratif hastalıklar düşünülmelidir. Vücutta iltihap ihmal edilecek ya da hafife alınacak bir durum değildir. İhmal edildiğinde ileri aşamalarda ortaya daha ciddi sağlık sorunları çıkabilir. Kronikleşmiş iltihap siroz ve eklem iltihabında meydana geldiği gibi vücutta tek bir bölgeyi etkisi altına alabilir. Bazen de çölyak hastalığı gibi vücudu tamamen etkisi altına alabilir.

Vücutta iltihabı atmak için bazı bitkilerden yardım alınabilir. İltihaba karşı iyi gelen bitkiler vücudun iltihap ile savaşmasını kolaylaştırır.

Vücuttaki İltihap Nasıl Atılır?

  • Zencefil: Zencefilin iltihap söktürücü etkisi yanı sıra ağrı kesici özelliği de bulunmaktadır. İçerisinde barındırdığı shogaol, paradol, gingerol ve zingeron adlı bileşenler vücutta ağrı oluşumuna neden olabilecek prostaglandin adındaki yağ asitlerini baskılayarak ağrının ve iltihabın azalmasına yardımcı olur.

 

  • Zerdeçal: Zerdeçalın içerisinde bulunan kurkumin adlı bileşenin antioksidan özelliği vardır ve bu özelliği ile vücuttan iltihabın atılmasını sağlar. Özellikle karaciğer sağlığı için oldukça önemli bir bitki türüdür.

 

  • Fesleğen: İltihap için yaygın bir şekilde kullanılan baharatlardan biridir.
    İçeriğindeki öjenol adlı madde bitkiye hem koku, hem tat katar ve beraberinde iltihabı söktürücü etki yaratır.

 

  • Cayenne biberi: İçerisinde yer alan kapsaisin adlı bileşen daha çok artrit nedeniyle meydana gelen iltihaba karşı etkili olur.

 

  • Ak söğüt kabuğu: Bitkinin içeriğinde bulunan salisin adındaki bileşen aspirin ile hemen hemen benzer özellikler taşır. Ak söğüt kabuğunun iltihap ve ağrı giderici etkisi vardır.

 

  • Oregano: Bitkinin içinde yer alan bioflavanoid ve polifenol adlı bileşenler serbest radikaller ile savaşmayı kolaylaştırır. Vücutta ne kadar çok serbest radikal varsa iltihap gelişme olasılığı o kadar fazladır.

 

  • Sarımsak: Bilindik en doğal antibiyotiklerden biri olan sarımsak vücuttan iltihap atmak için kullanılabilir. İltihap harici sarımsak, tansiyon, kalp hastalıkları gibi daha pek çok hastalığa karşı da kullanılabilir.

 

  • Isırgan otu: Isırgan otu vücutta biriken atık maddeleri yani toksinleri vücuttan atmayı kolaylaştıran bitkilerden biridir. Bu alanda da çok sık kullanılır. İltihabı azalttığı gibi iltihabın neden olduğu ağrıya karşı da faydalıdır.

 

  • Tatlı patates: Mor renkli tatlı patates vücutta oluşan iltihabı atmak için kullanılabilir.

 

  • Ceviz: Ceviz vücut için birçok fayda sağlayan mükemmel bir besin maddesidir. Vücuttaki iltihabı atmak için günlük düzenli olarak 4-5 tane ceviz tüketilebilir.

 

  • Yaban Mersini: Antioksidan ve anti-enflamatuar etkisi bulunan yaban mersini dokularda gelişen iltihabı azaltmak için kullanılabilir.

 

Hayata bezgin bakmamak ve güne daha zinde başlayabilmek için dertlerimizden kurtulmak gerekmektedir. Bu dertlerden kurtulmak da aslında sanıldığı kadar zor ve zahmetli değildir. Yeter ki az biraz çaba harcayalım.

Tahinin Faydaları ve Zararları

Bazı tatlar vardır bir kere tadıldı mı bir daha kolay kolay vazgeçilmez. Öyle bir yer eder ki insanın damağında unutulmaz. Her nerede ve ne şartta olursa olsun aranır ve bulunur. Tahin’de bunlardan biridir ve insanda adeta bağımlılık yapar.

Tahinin Sağlığa Faydaları Nelerdir?

İyi bir kalsiyum kaynağı olan tahin, protein ve B vitamini bakımından da iyi bir kaynaktır. Tahin, esansiyel yağ asitleri (EFA) içeriği bakımından iyi bir besin kaynağıdır. Tahinin faydaları aşağıda sıralanmıştır.

  • Kalp Sağlığı: Yağ türlerinden biri olan doymamış yağların sağlık ve kalp sağlığı açısından faydaları bulunmaktadır. Doymamış yağlar, kolestrol düzeyini dengelemeye yardımcı olmaktadır. 1 tatlı kaşığı tahin, 8 gram yağ içermektedir ve bu yağın yaklaşık %80’i doymamış yağ asidinden oluşmaktadır. Doymamış yağ asitleri kalbi korur ve daha sağlıklı olmasına yardımcı olur.
  • Bağışıklık Sistemi: Tahin, bağışıklık sistemini destekleyen 4 ana madde olan, çinko, demir, bakır ve selenyum mineralleri bakımından zengindir. Az bir miktarda alınan çinko, bağışıklık sistemini birtakım zararlara karşı güçlendirmekte ve korumaktadır.
  • Kemik Sağlığı: Susam kemik sağlığını koruyucu etki göstermektedir ve dolayısı ile susam yağından elde edilen tahin de kemik sağlığını korumaktadır ve kemiklerin güçlenmesini sağlamaktadır.
  • Anemi: Tahin ve tahinin ana maddesi olan susam, anemiye karşı koruyucu etki göstermektedir.
  • Kolesterol: Fitosteroller, bitkilerin bileşiminde bulunan bir kimyasal bileşendir ve kolestrol ile çok benzer kimyasal özelliklere sahiptir. Yeterli miktarda alınan fitosterollerin, kandaki kolestrol seviyesini düşürdüğüne inanılmaktadır ve hatta kanser riskini düşürdüğü konusunda fikir ortaklığı bulunmaktadır. Tahinin yapısında bulunan fitosterol miktarı ise, 100 gram tahin için 400 ile 413 miligramdır. Bu durumda tahin, kandaki kolestrol düzeyini dengeleyen bir bitkisel besin kaynağı olmaktadır.
  • Vaskuler ve Solunum Sistemi Sağlığı: Yapılan birçok çalışma, tahinin yapısında bulunan magnezyumun, solunum yolları hastalıklarını önlediğini desteklemektedir. Tahin, içeriğinde bulunan magnezyum minerali yardımı ile yüksek tansiyonu düşürmektedir ve kalp krizine yol açan faktörler ile mücadele etmektedir.
  • Beyin Sağlığı: Sağlığa faydalı yağlardan olan omega 3 ve omega 6 yağ asitleri, beyin sağlığını korumakla birlikte, sinir hücrelerini korur ve vücuttaki sinir dokularını korumaktadır. Tahinin yapısında bulunan manganez minerali de, sinir hücrelerinin ve beynin fonksiyonlarını destekler.
  • Kas Sağlığı: Tahin, %20 oranında saf protein içermektedir. Bundan dolayı tahin, kasların güçlü kalmasını sağlamaktadır. Özellikle ağır antrenman ve egzersiz sonrası tüketilen tahin, kasları güçlendirir ve korur.
  • Karaciğer Detoksu: Tahin, özellikle karaciğerin zararlı maddelerden temizlenmesi için ideal bir detoks özelliği olan besin maddesidir.
  • Sindirim Sistemi: Tahin çok rahat bir şekilde sindirim sisteminden geçmektedir. Diğer çoğu gıdalara göre, sindirim sistemi tarafından oldukça rahat şekilde sindirilen tahin, sindirim sistemini yormadığı için, sindirim sistemi organları için faydalı bir besin kaynağıdır.
  • Cilt: B vitaminin hemen her çeşidini içeren tahin, sinir hücrelerini uyarmaya yardımcı olur ve kırmızı kan hücrelerinin sağlığını büyük oranda korur. Bundan dolayı tahin, cildin beslenmesini ve yenilenmesini sağlamaktadır.

Fazla Miktarda Tahin Tüketmenin Bir Zararı Olabilir Mi?

  • Küresel olarak dünya üzerindeki bazı ülkelerde yapılan araştırmalar, tahinin alerjik etki yapabileceğini ortaya koymuştur.

 

  • Çok fazla miktarda tüketilen tahin, istenmeyen kilo yapar ve sağlıksız bir şekilde kilo almanıza sebep olabilir.

 

  • Gereğinden fazla miktarda tüketilen tahin, kolon kanserine sebep olabilmektedir.

 

  • Yine fazla miktarlarda tüketilen tahin, anafilaksi yani birtakım alerjik semptomların görülmesine yol açar. Anafilaksi etkileri, hırıltı, hipertansiyon, göğüs sıkışması şeklinde yaşanabilmektedir.

 

  • Çok fazla miktarda tahin tüketmek, ishal, kusma, bulantı gibi sağlık problemlerine yol açabilmektedir.

Çok fazla tüketildiğinde zararlı olabilen tahin yerinde ve tadında kullanıldığı zaman birçok şikayetin önüne geçmeye yardımcı olabilmektedir. Bundan dolayı tahini doğru ve bilinçli kullanmak çok önemlidir. Bu sağlık açısından da yerinde bir davranış olacaktır.

Hindistan Cevizi Yapının Faydaları Nelerdir?

Pek çoğumuz için oldukça egzotik bir meyve olan Hindistan cevizi şu son zamanlarda oldukça yaygınlaşmıştır. Hindistan cevizi palmiyegiller familyasından tropik bölgelerde yetişen meyvesi yenen bir palmiye türü olup 6-12 yaşları arası meyve vermeye başlar. 50 yıl kadar ürün verir. Ağacı 100 yıla kadar yaşar. Genellikle kurulmuş meyvesi toz hâlinde satılır, sert kabuğunun altında hindistan cevizi sütü denen yoğun sıvı bulunur.

 

Hindistan cevizi çok besleyici, güçlendirici ve şişmanlatıcı bir besindir. Yüksek oranda fakat kolayca sindirilebilen yağ içerir. Vücut bu yağdan diğer yağlara nazaran daha kolay yararlanır. Hindistan cevizi yağı bütün dünyada özel bir ilgi görür. Pasifik Adalarında hindistan cevizi yağı yaşam ağacı olarak adlandırılır.  Anne sütünde bol bulunan laurik asit içerir ve antioksidan Polifenollerce zengindir.

 

Faydaları

 

  • Hindistancevizi yağında bulunan yüksek miktardaki doymuş yağ asidi oranı ilk etapta yanlış bir anlamaya yol açarak yağın kalp için iyi olmadığını akla getirebilir. Ne var ki; bu yanlış anlamanın tam aksine, %50 oranındaki laurik asit ihtiva ederek yüksek tansiyon, yüksek kolesterol seviyesi de dâhil olmak üzere çeşitli kalp problemlerinin önlenmesine yardımcı olur.

 

  • Hindistancevizi yağı tüketmek sindirime yardımcı olur ve bu sayede “Irritabl Bağırsak Sendromu” da dâhil olmak üzere mide ve sindirim ile ilgili birçok rahatsızlığın ortaya çıkmasını engeller.

 

  • Hindistancevizi yağı bağışıklık sistemini güçlendirir; çünkü içerdiği lipidler, laurik asit, kaprik asit ve kaprilik asit; antifungal (mantar önleyici), antibakteriyel, antiviral (virüs önleyici) özelliktedir.

 

  • Hindistancevizi yağı yapısındaki laurik asit ve kaprilik asit sayesinde tüm bakteri ve virüslerle mücadelede eşsiz bir şekilde etkinlik gösterir. Özellikle Kaprilik asit muhtelif mantar hastalıklarını yok edici gücü ile bilinir.

 

  • Hindistancevizi yağı, gribal enfeksiyon, kızamık, herpes, hepatit, SARS ve diğer birçok hastalığın nedeni olan virüslere karşı direnç sağlar.

 

Hindistan Cevizi Yağı ve Güzellik Bakımı

 

  • Makyaj temizleyici: Elinizde eriteceğiniz bir miktar yağ ile yüzünüze yapacağınız dairesel masajla tüm makyaj kalıntılarını çözebilirsiniz.
  • Ağız kokusu: Hindistan cevizi yağı  antibakteriyel özelliklere sahip olduğundan dolayı bu alanda iyi bir seçimdir. Bir tatlı kaşığı hindistan cevizi yağını su ile karıştırıp gargara yapabilirsiniz.
  • Vücut nemlendirici: Özellikle kuru bir cilde sahipseniz kuruluktan kaynaklı ince çizgilerin ve pul pul dökülmelerin önüne geçebilirsiniz.
  • Tırnak besleyici: Kırılmaya meyilli zayıf tırnaklara sahipseniz her gece yatmadan bir miktar hindistan cevizi yağı ile masaj yaparak daha hızlı ve güçlü uzayan tırnaklara kavuşabilirsiniz.
  • Karın çatlakları: Anne adaylarının en büyük sorunu olan çatlak için alınabilecek en doğal önlem olan hindistan cevizi yağı çatlakların oluşumunu engelleyebilir ya da görünümünü soldurabilir.
  • Gözaltı kremi: Gece yatmadan önce uygulayacağınız az bir miktar hindistan cevizi yağı ile gözaltlarınız için gerekli nemi sağlarken ince çizgi ve torbaların oluşmasını engelleyebilirsiniz.
  • Beyazlatıcı diş macunu: Hindistan cevizi yağı, bir çay kaşığı karbonat, beş damla nane ya da okaliptüs yağını 4 yemek kaşığı su ile karıştırıp, diş fırçası ile uygulayıp beyaz dişlere kavuşabilirsiniz.
  • Yemeklerde kullanın: Özellikle salata ve keklerde harikalar çıkaran bu faydalı seçeneği kesinlikle denemek yerinde olacaktır.

Yukarıda anlatılanlar bu mucizevi bitkinin sadece bir kısmını oluşturmaktadır. Hindistancevizi yağı pek çok sorunun daha üstesinden kolaylıkla gelmektedir. Bu bitkinin herkesin evinde en olması gerektiği kaçınılmazdır. Her derde deva olan Hindistan cevizi yağı hayatı kolaylaştırma da ve sağlıklı kılmada en etkili çözümlerden biridir.

 

Saç ekiminden 1 ay sonra dikkat edilmesi gerekenler

Saç dökülmelerine karşı yapılabilecek en iyi yöntemlerden biri saç ekimidir. Saç ekimi yapıldıktan sonra bakımı da oldukça önemlidir. Özellikle günlere ve aylara göre ayrılan bir bakım periodu mevcuttur. Özellikle ilk 1 ay dikkat etmeniz gereken gün ve gün bakımları mevcutken, saç ekimi sonrasında genel olarak dikkat etmeniz gereken konularda vardır.

Saç ekimi estetik kaygılarla gerçekleştirilse dahi tıbbi bir uygulamadır. Bu yüzden saç ekimi yaptırmadan önce detaylı bir araştırma yapmanız ve bu konuda uzman bir uygulama merkezi bulmanız gerekir. Aksi takdirde beklentilerinizi karşılamanız mümkün olmadığı gibi para kaybına uğrar hatta sağlık sorunları yaşayabilirsiniz. Özellikle saç ekimi sonraki dikkat edilmesi gerekenler hususunda doktorunuzu can kulağıyla dinlemeniz, verdiği ilaçları düzenli kullanmanız, tavsiyelerine uymanız ve düzenli olarak kontrole gitmeniz gerekir. Operasyondan sonra yaşadığınız sorunlarda kendi kendinize çözüm üretmek yerine doktorunuzla iletişime geçerek, söyleyeceği uygulamaları yapmanız en doğrusudur.

 

Saç ekiminden hemen sonra dikkat edilmesi gerekenler

  • Terleyeceğiniz bütün aktivitelerden uzak durmanız gerekmektedir. Duş almamanız gerektiği için koşmak, yürümek, bisiklete binmek ya da dans etmek gibi hobilerinize ara vermelisiniz. Sadece duş almamak için değil, teriniz saç diplerinize zarar vereceği için de uzak durmanız gerekmektedir.
  • Sizi strese sokacak her konudan uzak durmalısınız. Bunun en önemli nedeni de stres, saç dökülmesine sebebiyet vermektedir. Saç ekimi yaptırdığınız zaman en dikkat etmeniz gerek konu da budur.
  • Saç ekimi işlemini yaptırdıysanız ilk 3 gün cinsel ilişkiye girmemeniz gerekmektedir.
  • Saç ekimi yaptırdığınız doktorun verdiği ilaçları düzenli olarak almanız gerekmektedir.
  • İlk 3 gün yüz üstü yatmanız gerekmektedir. Saçlarınızın herhangi bir yerle olan temasını engellemelisiniz.
  • İşlemin uygulandığı günün ertesi günü pansumanlarınızı yaptırmanız gerekmektedir.

Saç ekiminden sonra ilk 3 gün dikkat edilmesi gerekenler

  • İlk 3 gün duştan ve terlemelerden uzak durmanız gerekmektedir. 4. gün itibariyle duşa girebilirsiniz. Tabi bununla birlikte pansumanlarınızı düzenli olarak yaptırmalısınız. Genellikle saç ekimi esnasında ense kısmından saç örnekleri alındığı için ilk 3 gün pansuman yaptırmak çok önemlidir.
  • Güneşten uzak durmalısınız. Eğer bir işiniz varsa saçınızı ve başınızı rahatsız etmeyecek bir şapka ile çıkabilirsiniz. Hemen işinizi hallettikten sonra eve dönmeniz gerekmektedir. Şapka takmakta ilk 3 gün için sağlıklı bir davranış değildir.
  • Başınız hiç bir yerle temas etmemeli ve darbelere karşı korumalısınız.
  • İlk 3 gün tütün ürünler, alkol, kahve ve çay gibi ürünlerden uzak durmalısınız. Bu ürünler direk kana karışarak bağımlılık yaptığı için saçlarınızın dökülmesine neden olabilir.

Saç ekiminden sonra ilk 15 ve 1 ay içinde dikkat edilmesi gerekenler

  • 15 ile 30 gün arasında güneşin ışıklarından uzak durmalısınız. Bu konu ilk 1 ay için oldukça önemlidir.
  • Ilık suyla yıkanmalısınız. Yıkandığınız su çok sıcak ya da çok soğuk olursa şok etkisi yaratacaktır. Bu nedenle suyun ısısına dikkat etmeniz gerekmektedir.
  • Saçınızı yıkadığınız şampuan da çok önemlidir. Bu konuyla ilgili doktorunuzdan bilgi almanız önerilmektedir.
  • Doktorunuzun verdiği ilaçlara devam etmeniz gerekmektedir. İlk 1 ay boyunca bu ilaçları düzenli olarak kullanmalısınız. Yine doktorunuz tarafından verilen solüsyonları düzenli olarak saç diplerinize sürmelisiniz.
  • Duş almaya başladığınız günden itibaren saç diplerinize masaj yaparak saçınızı yıkamanız gerekmektedir.
  • Saçınızı kuruturken saç kurutma makinesi kullanmamalısınız.
  • Bunların yanı sıra doktorunuzun tavsiye ettiği bütün periodlara eksiksiz bir şekilde uymanız gerekmektedir.

Saç ekiminin olumsuzlukları nelerdir?

Erkeklerde 20’li yaşlar itibariyle saç dökülmesi problemi yaşanmaktadır. Dış görünüşlerini değiştirdiği bu saç problemi nedeniyle, son zamanlarda en çok kullanılan yöntemi tercih etmektedirler. Saç ekimi yaptırdığınız anda günlük ve aylık bakımlarını da düzenli bir şekilde yaptırmanız gerekmektedir. Genetik olarak karşınıza çıkan bir problem olduğu için çoğu erkek bu gibi sorunlarda saç ekimi yaptırmaktadır.

Saç ekimi günümüzden en çok uygulanan sağlık yöntemlerinden biri olduğu için zararları hakkında da merak edilen bilgiler mevcuttur. Saç ekiminin kalıcı bir zararı yoktur ve bütün yan etkileri geçici olduğu için bir zaman sonra yaşayacağınız sorunları yaşamamaya başlayacaksınız. Saç ekiminin zararları ve yan etkileri mevcuttur. Bu nedenle iki konu halinde ele alınmaktadır.

Eğer saç dökülmeleriniz oluşmaya başladıysa ve saç ekimi yaptırmaya karar verdiyseniz, bu işlemi en iyi yapan doktorları araştırmanız gerekmektedir. Saç ekimi olumsuzlukları arasında uzman olmayan doktorların yaptığı hatalar nedeniyle oluşan zararlar ve yan etkiler de mevcuttur. Bu nedenle vücudunuzla ilgili olan her şeyin önemli olduğunu ve işin ehli tarafından yapılması gerektiğini unutmamalısınız.

Saç ekiminin olumsuzlukları nelerdir?

Halk arasında konuşulan ve doğru bilinen yanlışlardan biri, saç ekimi uygulamasının kanser yaptığıdır. Bugüne kadar saç ekimi yaptırdığı için kanser olan kimse yoktur. Bu nedenle bu tamamen yanlış bilgiden ibarettir. Bu konuyla ilgili bir yanlış daha düzeltmek gerekirse; saç ekimi beyninize zarar vermemektedir.

Genellikle geçici olan olumsuzluklar, işlemden sonra dikkat etmezseniz ciddi sorunlara yol açabilmektedir. Bu nedenle saç ekimi işlemi bittikten sonra bütün iş bitmiş olmamaktadır. Bakımı ve temizliği her gün düzenli bir şekilde yapılmalıdır. Saç ekiminin olumsuzlukları ise zararları ve yan etkileri olarak 2’ye ayrılmaktadır.

  1. Saç ekiminin zararları:
  • Saçınıza işlem yapıldıktan sonra alerjik bir reaksiyon alabilirsiniz. Genellikle insanlarda bu dönemde kaşıntı oluşmaktadır ve bu problem zamanla geçtiği için ilk 2 hafta kadar sürmektedir.
  • Saç ekimi yapıldıktan sonra başınızda ağrı oluşacaktır fakat bundan korkmanıza gerek yoktur. Doktorunuz bununla ilgili bir ağrı kesici verecektir ve 10 gün içerisinde bu probleminizde ortadan kaybolacaktır.
  • Yine bu işlem nedeniyle başınızda ödem oluşabilir. Bazı yerlerde şişlik hissediyorsanız bilin ki ödemden dolayıdır. Genellikle bu madde çoğu insanda görülmemektedir. Yapılan araştırmalara göre 10 kişi içerisinden 2 kişide ödem oluşmaktadır.
  • Kaşıntıdan kaynaklı kanamalara yol açabilirsiniz. Eğer kanatacak kadar kaşıyorsanız bunu asla yapmamanız gerekmektedir. İleride oluşabilecek enfeksiyonlara da yol açmış olacaksınız.

 

  1. Saç ekiminin yan etkileri:
  • Baş bölgenizi kaşımanızdan kaynaklı kanama oluşması yan etkilerden biridir. Bu nedenle 10 gün dayanmanız ve başınızı asla kaşımamanız gerekmektedir.
  • Kanamadan kaynaklı enfeksiyon kapma riskiniz yüksektir. Enfeksiyonda yan etki kategorisinde yer almaktadır. Bu nedenle ilk 2 haftaya kadar kendinize dikkat ederek yaşamanız gerekmektedir. Enfeksiyon kaptığınız anda durum çok farklı ve ciddi hastalıklara doğru yönelebilir. Gerekirse başınıza bir eşya bağlamanız önerilmektedir.
  • Saç ekimi sonrası oluşabilecek olan kist riski de çok önemlidir.
  • Eğer saç ekimi yaptırdığınız kişi bu işin uzmanı değilse saçlarınızın bazı bölgelerini kalıcı olarak kaybedebilirsiniz. Bu nedenle saç ekimi yapacak kişiyi iyi araştırıp seçmeniz önerilmektedir.
  • Saç ekimi işleminden sonra başınızda his kaybı oluşabilmektedir.
  • Saçların yanlış tarafa doğru çıkması ve uzaması da en önemli yan etkiler arasında yer almaktadır. Bu madde de işin uzmanları tarafından yapıldığı zaman herhangi bir problem oluşmamaktadır.

 

Saç ekimi işleminde aylara göre ilerleme nasıl olmaktadır?

Saç ekimi işlemi sonrası ilk 1 sene boyunca iyileşme süresi oluşmaktadır ve bu süreç bazı dönemlerden geçmektedir. Her dönemin kendine ait özellikleri olduğu için bilinmesi gereken noktalar da mevcuttur. Saç ekimi işlemi sonrası doktorun verdiği tavsiyelere uymanız halinde bu sürecin daha da hızlanmasına yardımcı olabilirsiniz. Verile tavsiyelerin hepsi saçlarınızın daha hızlı ve sağlıklı çıkması için verilmektedir. İşlem bittikten sonra sizin de dikkat etmeniz gereken noktalarla birlikte süreci en aza indirmeniz gerekmektedir. Saç ekimi sonrası sadece işlem ve operasyondan ibaret olmadığı için düzenli bakımı, günlük solüsyonların kullanımı gibi birçok madde mevcuttur.

Saç ekimi işlemindeki süreç genellikle 4 dönemde incelenmektedir. Bu dönem ise; ilk 3 gün, 1 hafta, 1 ay ve 3 ay olarak bilinmektedir. Tüm bu dönemleri sizde araştırarak inceleyebilirsiniz. Saç ekimi uygulamasındaki süreçler genellikle aşağıdaki gibi olurken bazı zamanlarda kişiden kişiye değişiklik göstermektedir.

İlk 3 gündeki iyileşme süreci

İyileşme süreci olarak belirlenen bu dönemde, saç ekimi yaptıran kişinin evde dinlenmesi gerekmektedir. Genellikle ilk 3 gün ağrı ve zonklama gibi şikâyetler gelse de geçici bir sorun olduğu için ağrı kesicilerle birlikte bu problem çözülebilmektedir. Ense bölgeniz bandajlı olacağı için ilk 3 gün boyunca pansumana gidebilirsiniz. Genellikle saç ekimi işlemlerinde ensede alınan örneklerle birlikte saç yenilenmektedir. Bu nedenle başınızın hiçbir yerle temas etmemesi gerekmektedir ve yüz üstü yatmanız gerekmektedir. İlk 3 gün dinlenme ve iyileşme süreci olduğu için çok fazla dikkat etmeniz gereken noktalar mevcuttur. Kesinlikle duş almamalısınız, terlememelisiniz, cinsel ilişkiye girmemelisiniz, sigara gibi kötü alışkanlıklarınızı içmemelisiniz ve tamamen yemek yiyip dinlemeniz istenmektedir.

  1. hafta ve kabuklardan kurtulma süreci
  2. gün itibariyle saçınızı ılık su yardımı ile yıkayabilirsiniz. İlk yıkamanın önemi yüksek olduğu için genellikle doktorunuz ile gerçekleştirilmesi önerilmektedir. Bu konuyla ilgili doktorunuz size de bilgi verecektir. Ense bölgenizdeki bandaj çıkmış olacaktır ve daha rahat hareket etmeye başlayacaksınız. Bununla birlikte saç diplerinizde oluşan kabukların tamamen iyileşmesi gerekmektedir. Genellikle saç ekimi yaptıran kişilerin saç dipleri yara gibi gözükmektedir. Bu sorun ilk 1 hafta içerisinde ortadan kaybolacaktır. Bunların yanı sıra sigara ve alkol kullanım yasağı hala devam etmektedir. Risk oluşturabilecek aktiviteler önerilmemektedir. Sonuç olarak şapka ile birlikte günlük yaşamınıza adapte olacağınız bir dönemdir.
  3. ay ve şok dökülme süreci

Bu dönemde ekilen saçların hepsi dökülmeye başlar ve bu noktada korkmamanız gerekmektedir. Şok dökülme süreci olması gereken en önemli dönemlerden biridir. Bu dönemde bazen başınızda uyuşmalar hissedebilirsiniz fakat kafanızı takmanıza gerek yoktur. Saçlar dökülmeye başladığı için ufak ufak saç çıkışları da başlamaktadır. Bu dönemde dikkat etmeniz gereken birçok konu mevcuttur. Terlemeniz ve riskli sporlar yapmanız yasaktır. Hava çok sıcaksa güneşe çıkmamanız gerekmektedir. Başınıza darbe almamanız gerekmektedir. Denize ya da havuza hala giremeyeceksiniz. Yine günlük bakımınıza önem vermelisiniz ve doktorunuzun tavsiyelerine uymalısınız.

  1. ay ve saçların uzamaya başlama süreci

Dökülme süreci ile başlayan saçların uzaması genellikle 6 ay ve 1 sene içerisinde tam anlamıyla çıkmaktadır. Bu dönemde bazı saçlar kıvırcık şekilde çıkabilir fakat 1 sene içerisinde tam anlamıyla istediğiniz gibi saçlarınız olacaktır. Saçların da adapte olması için biraz zamana ihtiyacı vardır. Tüm bu süreçler genel itibariyle çoğu kişi tarafından yaşanmaktadır fakat kişiden kişiye değişiklik gösterdiği için daha kısa ya da daha uzun bir süreç de yaşanabilir.

Saç ekiminde şok dökülme dönemi nedir?

Saç ekimi işleminden sonra, enseden alınarak saç olmayan yerlere ekilen saçların dökülmesine şok dökülme denmektedir. Bu dönem için tam bir zaman verilmese de operasyondan sonra ilk 1 ay olarak bilinmektedir. Bu süreç kişiden kişiye değişmektedir. Şok dökülme dönemi kulağa korkutucu ya da endişe verici bir dönem gibi gelse de, saç ekiminden sonra çok doğal bir süreç olduğu için korkmamalısınız. Eğer saç ekimi işlemi yaptırmaya karar verdiyseniz sabırlı ve dikkatli olmanız gerekmektedir. Bunun en büyük nedeni ise işlemden sonra yapılacak olan bakımlardır. Bu işlemi yaptıran herkes genellikle kısa süre içerisinde saçlarının çıkmasını ve eski hallerine dönmelerini istemektedir fakat bu süreç en az 12 aylık bir süreç olduğu için sabır gerektiren bir iştir.

Saç ekiminden sonra şok dökülme neden olmaktadır?

Saç ekiminden sonra ilk 1 ya da 2 hafta içerisinde oluşan bu dönem kişiye göre farklılık göstermektedir. Bazı zamanlarda verilen süreden daha erken başlarken bazı zamanlarda da daha geç başlayabilir. Bu nedenle sizde farklılık gösteriyorsa endişe etmenize gerek yoktur. Saç kökleri doğuştan insanda olan bir özellik olduğu için 3 farklı döngüye sahiptir. Büyüme, bekleme ve dökülmeden oluşmaktadır. Bu döngü içerisinde saçlar döküldüğü zaman yerine yenisi gelmektedir. Sonuç olarak herkesin doğuştan sahip olduğu saç telleri yaklaşık 7 senede bir dökülmektedir ve aynı kökten tekrar saç çıkmaktadır. Saç ekimi sonrasında da şok dökülme bu döngü ile bağlantılıdır. Saç köklerine yeniden saç ekildiği için bir büyüme göstererek birkaç gün bekledikten sonra dökülmektedir ve yerine daha kuvvetli bir şekilde saç çıkmaktadır.

Şok dökülme dönemi ne zaman başlamaktadır?

Şok dökülme dönemi genellikle ilk 1 ay içinde görülmektedir. Bazı zamanlarda kişiden kişiye de değişmektedir. Kimisine göre ilk 3 ayda dökülürken kimisine göre ilk 2 haftada dökülmektedir. Şok dökülme süresinde saçlar bir anda aniden dökülmemektedir. 1 ya da 2 ay kadar sürece yayılmaktadır. Bu süreçte ilk dökülen saç köklerinin yerine yeni saçlar çıkmaktadır. Saç dökülmesinin normal bir döngü haline girdiğinin en önemli kanıtlarından biri de budur. Bazı kişilerde şok dökülme dönemi ilk haftada başlamaktadır ve ilk 2 ayda bu süreç tamamlanmaktadır. Bu nedenle kişiye bağlı olarak değişkenlik göstermektedir. Şok dökülme sürecinde dikkat etmeniz gereken tek şey stres ve panik yapmamak olmalıdır.

Saç ekimi işleminden sonra şok dökülme döneminde nelere dikkat edilmelidir?

Hem saç ekimi sonrası hem de şok dökülme döneminde dikkat etmeniz gereken maddeler aynıdır. Özellikle doktorunuzun önerileri ve verdiği ilaçları eksiksiz bir şekilde yerine getirmeniz gerekmektedir. Bunların yanı sıra önerilen şampuan, beslenme, spor, günlük hayat ve zararlı alışkanlıklarınızdan uzak durmanız gerekmektedir. Saçınızı darbelere ve güneşin ışıklarına karşı korumalısınız. Duş alırken ılık su ile almanız önerilirken; çok sıcak ve çok soğuk olan ortamlardan uzak durmalısınız.

Bununla birlikte, yeni ekilen saç tellerini güçlendiren solüsyon PRP de uygulanabilir. Şok dökülme sürecine denk gelen zamanda yapılabilen PRP, şok dökülmeyi engellememektedir. Ancak yeni çıkan saç köklerinizi daha güçlü olmasını ve hızlı büyümesini sağlamaktadır. Saç köklerini besleyen bir diğer solüsyon saç aşısı da bu dönemde uygulanabilir. Çeşitli vitaminlerin saça enjekte edilmesi ile gerçekleştirilen saç aşısı da, saç köklerinin güçlenmelerini ve daha sağlıklı hale gelmelerini sağlamaktadır. Yeni ekilen saç köklerinin güçlenmesini sağladığı gibi, kişinin var olan saçlarını da beslemektedir.