Evde Spor Yapmak Ne Kadar Etkili?

Günümüzde birçok kişi spor salonuna gitmeden, aletsiz vücut geliştirme hareketleri öğrenerek, evinin rahatlığında spor yapmaktadır. Özellikle ev hanımı bayanların rağbet gösterdiği bu sporu yapmak son zamanlarda bilinçli bir hale gelmiştir.

Evde Spor Nasıl Yapılır?

Vücut geliştirmenin temellerini oluşturmak için evde yapabileceğiniz hareketler, spor salonlarına verilen yüksek ücretlerden sizi koruyacağı gibi, ileride profesyonel bir şekilde yapabileceğiniz bu spor için, çok iyi bir başlangıç olacaktır.

Evde vücut geliştirme hareketleri yapmak isteyenler, şınav, mekik gibi basit hareketlerle başlayabilirler. Dirilik ve kondisyon kazandıracak olan bu hareketler, vücut geliştirmeye iyi bir zemin hazırlama niteliğinde olacaktır. Kasların gelişmesini başlatmak için oldukça yararlı olan bu egzersizler, sağlıklı bir hayat sürmek için de oldukça etkilidir. Dolaşım sistemini düzenleyen bu spor dalı, kasların gelişimi ile iç organların korunmasına da olanak tanıyacaktır.

Evde Vücut Geliştirme Hareketleri

Vücut geliştirme hareketleri, aletsiz veya minimum hareketle, evde rahat bir şekilde uygulanabilir. Evde yapılabilen aletsiz vücut geliştirme hareketlerini şu şekilde sıralamak mümkündür;

  • Mekik
  • Barfiks
  • Şınav
  • Yüzme ve jogging
  • Kalf
  • Squat
  • Sandalye kullanarak dips & rowing
  • Sopa ile twist
  • Sırtüstü yatarak silecek hareketi

Bu hareketleri, evde minimum aletle yapmak hiç de zor değildir. Yapabileceğiniz bu vücut geliştirme hareketleri, herkes tarafından kolayca uygulanabilir hareketlerdir.

Evde Uygulayabileceğiniz Temel Vücut Geliştirme Hareketleri

  • Şınav çekmek: Şınav çekerken dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, vücudun doğru pozisyonda olması olacaktır. Kollar omuz hizasında açık, yüzünüz yere bakacak şekilde, göğsünüzü yere değme noktasına gelene kadar eğip tekrar kaldırıyorsunuz. 3 set 8 tekrar ile kol, göğüs, omuz ve sırt kaslarınızı çalıştırabilirsiniz.
  • Dips & Rowing: Karşılıklı duran iki sandalyeden birinde ayaklarınız diğerinde ise elleriniz bulunmalı. Arada kalan boşlukta, sırt üstü kalacak şekilde aşağı doğru inip kalkmanız bu hareketi oluşturacaktır.
  • Mekik çekmek: Karın kaslarınız için oldukça etkili olan bu hareket, aletsiz vücut geliştirme hareketleri içerisinde en popüler olanlarından biridir. Sırt üstü yatar pozisyonda, ayaklar birleşik, eller ensede veya göğüste duracak şekilde doğrulup tekrar yatmanız şeklinde bir hareket olan mekik, karın kaslarının gelişimini sağlar.
  • Sopa ile twist: Evde bulabileceğiniz bir sopa yardımıyla, vücudunuzun sadece üst kısmını burgu hareketiyle döndürmek suretiyle gerçekleşir. Ayakta veya oturarak yapabileceğiniz bu hareket, vücudunuzun yan bölgesinde bulunan kaslara etki etmektedir.
  • Squat: Squat, halter olarak bilinen harekete benzer. Halterden farkı ise aletsiz olarak yapılmasıdır. Sırt bölgesi dik duracak şekilde, sandalyeye oturur pozisyonda, kolların öne uzatılmasıyla uygulanan hareket olarak bilinmektedir. Vücudun üst ve alt bölgesindeki birçok kasın çalışmasına olanak sağlayan bu hareket, doğru uygulandığında çok etkili olacaktır.

Vücut geliştirme, sabır isteyen bir uğraştır. Vücut geliştirme yapmak isteyen kişilerin öncelikli olarak düzenli bir yaşam sürmeleri gerekmektedir. Vücut geliştirme hareketleri, spor salonuna gitmeden, evde kolayca uygulanabilir. Bunun için bilmeniz gereken tek şey, aletsiz vücut geliştirmenin nasıl yapılacağıdır. Spor salonlarına yüksek ücretler ödemek istemediğinizde tercih edebileceğiniz aletsiz vücut geliştirme hareketleri, doğru uygulandığı takdirde, harika sonuçlar alınabilmektedir. Beslenme düzeni ve uyku düzenine dikkat edip, disiplinli bir çalışma programı çıkardığınızda elde edeceğiniz sonuç, beklediğinizin çok üstünde olacaktır. Aletsiz vücut geliştirme hareketleri, herkes tarafından kolayca uygulanabilir hareketlerdir ve kişinin aynı zamanda sağlıklı olması ve sağlıklı kalmasına da yardımcı olmaktadır.

Yukarda anlatılanlardan da görüldüğü gibi evde kullanılan pek çok eşya sağlıklı sporu eve taşımakta ve evde rahat bir ortamda spor yapma imkanı vermektedir. Bunu değerlendirmek tabiî ki kişinin kendi kararıdır ancak sağlıklı bir vücut için bu hareketler ve bu spor yapılmalıdır.

 

Erkekler İçin Kilo Alma Yöntemleri

İnsanoğlu ve kızı tarihin en eski zamanlarından beridir ne yazık ki bazen güzel görünebilmek için sağlığından tavizler vermiş ya da sağlığına zararlı yolları denemiştir. Ne yazık ki bu durum bir süre sonra bu kişiler için önü alınamaz olaylara sebep olmuştur. Kişi güzel görünebilmek için sağlığını riske atınca bunun doğal sonucu olarak da hayatını riske atmıştır. Oysa sağlık her şeyin başıdır.

Sağlıklı Kilo almanın Yolları

Günümüzde aşırı kilodan kaynaklanan şikayetler ve buna paralel diyet formülleri artsa da azımsanmayacak kadar çok insan da kilo almak için çaba harcamaktadır. Uzmanlar sağlıklı ve yerinde kilo almanın kilo vermekten çok daha zor bir durum olduğunu ifade etmekte ve bu kilo alma sürecinin çok sabır istediğini belirtmektedir. Özellikle erkekler için sağlıklı ve dengeli kilo almak çok daha sabır isteyen bir durumdur.

Diyetle günlük alınan toplam enerjinin harcanan enerjiden daha az olması veya alınan besinlerin vücut tarafından kullanılmaması durumunda zayıf olma hali ortaya çıkmaktadır. Bunun dışında zayıf olma nedenleri arasında sindirim sistemi bozuklukları, metabolizmayı hızlı çalıştıran hipertiroid gibi hormonal hastalıklar, bağırsak parazitleri ve emilim bozuklukları, kilo alma korkusu, psikolojik bozukluklar ve buna bağlı iştah kesilmesi, yeme bozukluğu, kullanılan ilaçlar ve bunların etkisi, fazla fiziksel aktivite yapanlar, kanser, tüberküloz, kronik diyare gibi zayıflatan hastalıklar ve düzensiz yemek yemek ve uzun açlık gibi sebepler gösterilebilmektedir.

Sağlıklı kilo almak için bunu istemek yeterli değildir. Zayıf kişilerin sağlıklı kilo almaları için öncelikle gerekli tahlilleri yaptırıp zayıflığın altında yatan bir hastalık durumu olup olmadığını araştırmaları gerekmektedir. Eğer bir sorun yok ise kilo alacak kişi diyetisyen kontrolünde takip ve iletişim ile ayda ortalama 2 kilo olacak şekilde hedef koyulabilir. Amaç vücutta gerekli dokuları oluşturmaktır. Kilo yağ ve yağsız dokuyu (kas dokusu, vücut suyu ve kemik dokusu) arttıracak şekilde alınır. Amaç daha çok kas dokuyu arttıracak şekilde olmalıdır.

 

Sağlıklı Kilo Almanın Yolları

 

  • Günün en önemli öğünü olan kahvaltı muhakkak yapılmalıdır ve erken saatte yapılması kilo alımında çok önemlidir.

 

  • Kilo almak isteyenler kesinlikle öğün atlamamalıdır. Düzenli beslenme ve kaliteli beslenme olmazsa kilo alımı gerçekleşmez.

 

  • Kas dokusunun artırılması için protein ve karbonhidrat alımına dikkat etmek gerekir. Her öğüne muhakkak hem karbonhidratlı bir gıda hem yağlı hem de proteinli bir besin koymak gerekmektedir.

 

  • Ara öğünlerde kalori değeri ve protein değeri yüksek gıdalar tercih edilmelidir. Özellikle fındık, badem, ceviz gibi kuruyemişler, tost, süt, kek, taze ve kuru meyveler, ayran gibi gıdalar alınmalıdır

 

  • Yemekle beraber alınan içecek hızlı doyuma sebep olur. Su tüketimi bile yemekten 45 dakika sonraya bırakılmalıdır.

 

  • Baharatlar ve bazı soslar salçalı yemekler iştah açar. Yemekleri pişirirken hipertansiyonu olmayan kişiler rahatlıkla kullanabilirler.

 

  • Yemeklerde bazı öğünlerde salata yerine taneli meyve kompostoları tüketilebilir.

 

  • Tatlılar iştahı azaltmayacak makul miktarda tüketilmelidir. Çok fazla tatlı tüketimi ana yemeklerin alımının azalmasına ve iştahın kapanmasına sebeptir.

 

  • Çok yoğun egzersiz yapılmamalıdır. Bunun yerine yemekten 1 saat öncesi yapılacak 30 dakika hafif tempolu yürüyüş iştahı açar ve kalori alımınızı artırır.

 

  • Yemekler pişirilirken besin değeri arttırılmalıdır. Örneğin makarnalar peynirli, kıymalı olabilir. Kek ve pastalar fındık cevizli yapılabilir. Çorbalara kıyma, buğday, pirinç, patates, şehriye koyulabilir

 

Kilo almak isteyenler için en önemli sorun sağlıklı ve dengeli kilo almanın yollarıdır. Bunun için sadece yemek yemek sorunu çözmeyecektir. Sağlıklı kilo almak kas yapısını güçlendirmekten geçmektedir. Bunun için de bir diyetisyenle çalışmak yerinde olacaktır.

Yüksek Şekeri Ne Düşür?

Dünya’da ve Türkiye’de şeker hastalığı oranı giderek yayılmakta ve ülkemizde en çok rastlanan hastalıklar arasında yerini almaktadır. Bu durum ne yazık ki yanlış ve düzensiz beslenme, hayatımıza önem vermeme ve sağlık kontrollerimizi zamanında yaptırmama gibi sebeplerle tetiklenmekte ve artmaktadır.

Şekerin Belirtileri Nelerdir?

Şeker hastalığının sık görülen belirtilerinden bazıları, yorgunluk, çok fazla yemek yeseniz bile aşırı kilo kaybı, sık sık idrar yapmak, görme bozuklukları, vücudun belirli yerlerinde morluklar, yaraların geç iyileşmesi, deride kesiklerin oluşmasıdır.

Şeker seviyesi hastalık boyunca kontrol altında tutulabilirse, diyabet hastası tamamen normal hayat yaşayabilir. Bunun için yapılacaklar bellidir.

Şeker Hastalığına İyi Gelen Yiyecekler

  • Acı Kabak: Kan şekeri düşürücü özelliğinden dolay, diyabet kontrolüne faydalı olabilir. Belirli organ veya doku yerine vücudun bütün bölgelerinde glikoz metabolizmasına etki etmektedir.
  • Tarçın: Tarçın tozu insülin aktivitesini uyararak kan şekeri düzeyini düşürme özelliğine sahiptir. Çünkü tarçın diyabetle mücadele eden biyoaktif bileşenler içerir.
  • Çemen: Çemen hipoglisemik aktivite, diyabetde glukoz kontrolü ve düşük kan şekerini düzenlediği düşünülmektedir. Bunun yanında, glukoza bağımlı insülin salgılanmasını uyarır. Çemen yüksek oranda lif içerdiğinden dolayı, karbonhidrat ve şeker emilimini yavaşlatır.
  • Hint Bektaşi Üzümü: Ayrıca amla olarak bilinen Hint Bektaşi Üzümü C vitamini içerdiğinden dolayı pankreasın çalışmasına yardımcı olur.
  • Siyah Erik: Antosiyaninler, ellagik asit, hidrolize olabilen tanen içerdiğinden, siyah erişin kan şekerini düzenlediği düşünülmektedir. Siyah erik ve meyvenin diğer kısımlarının hastalar tarafından kullanılabileceği gibi yapılan araştırmalar meyvenin hızla kan şekerini azaltabileceği ortaya konmaktadır.
  • Mango Yaprakları: Hassas ve duyarlı mango yaprakları kanda insülin düzeylerini düzenleyerek diyabeti tedavi etmek için de kullanılabilir.
  • Köri Yaprakları: Köri yaprakları anti diyabetik özelliklere sahip olduğu gibi, diyabet kontrolüne yardımcı olur. Köri yapraklarının glikozu dengeleyen maddeler içerdiği düşünülmektedir.
  • Guava Meyvesi: Guava meyvesi şeker hastalığına faydasından dolayı Japonlar arasında oldukça yaygındır. C vitamini ve yüksek lif içerdiğinden dolayı kan şekeri seviyesini sağlıklı düzeylerde tutar.
  • Bamya: Kan şekeri düzeyini kontrol ederek diyabetin azalmasını sağlayan polifenolik moleküller içermektedir.

Bunların dışında şekeri düşüren yiyecekler arasına şunları ekleyebiliriz;

  • Kepek
  • Çavdar
  • Bezelye
  • Buğday
  • Mantar
  • Biber
  • Domates
  • Greyfurt
  • Elma
  • Armut
  • Biber
  • Lahana
  • Mantar
  • Bezelye
  • Patlıcan

Bu yiyecekler özellikle GI, Glisemik İndeksi düşürmeye yardımcı olmaktadır. Glisemik İndeks değeri düşük besinler şeker hastaları için sağlıklı gıdalar arasında gösterilmektedir. Yine ayrıca aşağıdaki hususlara dikkat edilmesi şeker hastaları için elzemdir.

  • Daha Fazla Meyve ve Sebze Tüketin: Neredeyse bütün meyve ve sebzeler düşük Glisemik İndeks içerir. Öğlen ve akşamları salata veya meyve ve sebzeyle beslenilebilir.

 

  • Çözünür Lif İçeren Besinleri Arttırın: Çözünür lif açısından yüksek gıdalar elma, turunçgiller, yulaf kepeği, yulaf ezmesi, kurutulmuş fasulye ve bezelye ve pek çok sebzeler sayılabilir.

 

  • Yüksek Glisemik İndeks İçeren Besinlerden Uzaklaşmak gerekmektedir. Düşük glisemik indeks içeren besinler tercih etmek gerekmektedir. Pirinç, kabak, kavun, karpuz, dondurma gibi, GI yüksek yiyeceklerden uzak durmak ve GI seviyesi düşük besinler tercih etmek şarttır.

 

  • İşlenmiş gıdalardan uzak durmak faydalı olacaktır.

 

  • Kan şekeri seviyesini düzenli kontrol altında tutulması çok önemlidir.

Şeker hastalığı dünyada en sık görülen hastalık olmasına rağmen kontrol altına alınması mümkün olmakta ve hatta doğal yollarla bile bunu başarmak zor olmamaktadır. Fakat elbette bundan önce şeker hastası kişilerin bir sağlık kuruluşuna giderek tıbbi açıdan tedavi olmaları gerekmektedir.

Tokluk Kan Şekeri Nasıl Ölçülür

İnsanoğlu doğası gereği her şeyin hep daha fazlasını istemektedir. Kanaat etmek yerine hep daha fazlası daha fazlası demektedir. Bu da sağlık açısından pek çok sorunu beraberinde getirmekte ve bu seferde insan sağlığının derdine düşmektedir. Oysa bilinçli tüketim ve yerinde ve zamanında yapılacak kontroller pek çok sorunu önlemektedir. Yeteri kadar ve yettiğince tüketmek sağlığımızı da tehlikeye atmayacaktır. Şeker hastası olan pek çok kişinin hastalığı bilinçsiz tüketimden kaynaklanmaktadır. Oysa zamanında alınacak küçük tedbirler sonradan meydana gelecek büyük sorunların önüne geçebilmektedir.

Tokluk Kan Şekeri Nedir Kaç Olmalıdır?

Tokluk kan şekeri seviyesi yemek yedikten sonra kandaki şeker durumudur. Bu kan değeri ana öğünlerden 2 saat sonra yapılan ya da şeker yükleme testi yapılarak bakılan bir ölçümdür. Yemeklerden 2 saat sonra ölçülen değerin 180 mg/dl altında olması gerekir. Gece boyunca açlıktan sonra yani 8-10 saatlik açlıktan sonra, 75 gram glikoz verilerek ikinci saatte ölçülen değer 140 mg/dl altında olursa kişide şeker hastalığı olmadığını, 140 ile 200 mg/dl arasında çıkan kan şekeri değerleri bozulmuş glikoz toleransını, 100 ve 126 mg/dl arasındaki açlık kan değerleri bozulmuş açlık glisemisi olarak değerlendirilir. Gizli şeker olarak bu durum şeker hastalığı riski taşıyan, yaşamının ileri yıllarında şeker hastalığı gelişmesi muhtemel olan, ancak klinik belirti vermeyen kişiler için kullanılır. Yapılan araştırmalarda gerekli önlemler alınmadığı takdirde, gizli şeker olanların % 29-55 oranında şeker hastalığı gelişeceği belirlenmiştir.

Tokluk kan şekeri değeri diyabet riskinin belirlenmesinde, açlık kan şekeri kadar önemli bir ölçümdür. Diyabet hastalarının bir kısmında, açlık kan  şekeri düzenli olsa da, komplikasyonlar devam eder. Bu hastalarda tokluk kan şekeri değerinin yüksek olduğu izlenmiştir. Hastalarda sadece açlık kan şekeri ölçümünün yapılması, diyabet teşhisini geciktirebilecek bir unsurdur. Çok uzun bir süre açlık kan şekeri normal çıkarken, tokluk kan şekeri yüksek çıkan hastalar bulunmaktadır. Bu nedenle 45 yaşın üzerinde olan herkesin şeker yükleme testi taptırması gerekir. Bu testin normal çıkması halinde, her beş yılda bir tekrar edilmesi tavsiye edilir.

Ailesinde genetik olarak şeker hastalığı öyküsü bulunan kişiler ise, 30 yaşından itibaren her yıl şeker yükleme testi yaptırmalıdır. Diyabet hastalarında açlık ve tokluk kan şekeri ölçümü birlikte ve düzenli şekilde ölçülmelidir.

Tokluk kan şekeri değerleri kaç olmalı?

  • Yemekten 2 saat sonraki ölçümde 180 mg/dl altında

 

  • Şeker yükleme testiyle yapılan ölçümde 140 mg/dl altında olmalıdır.

Gebelikte tokluk kan değeri ne olmalı?

Gebelikte yapılan ölçümlerde tokluk kan şekeri ilk saatte 130 mg/dl altında, ikinci saatte ise 120 mg/dl altında olmalıdır.

Diyabet Tanısında Tokluk Kan Şekerinin Önemi

Şeker hastalarının kanında fazla miktarda bulunan şekerin yani glikozun damar sertliğine sebep olması, kalbe giden kanın miktarını azaltmaktadır. Bu nedenle hastalarda göğüs ağrısı, kalp krizi ya da ani kardiyak ölümler meydana gelebilmektedir. Bu hastaların özellikle yemeklerden iki saat sonra ölçülen tokluk kan şekerinin yüksek olması halinde, daha fazla riskli olacaktır. Diyabetik olmayan kişilerde yemek sonrasında pankreasta insülin daha hızlı salgılanmaktadır. Tip 2 diyabet hastalarında ise, erken dönemde insülin salgılanması olmamaktadır. Açlık kan şekeri normal çıksa da, tokluk kan şekeri değeri yüksek çıkabilmektedir. Sadece açlık kan değeri şeker hastalığının teşhisinin yapılması için yeterli değildir. Mutlaka açlık kan şekeriyle birlikte, tokluk kan şekeri ölçülerek diyabet tanısı konulmalıdır.

İnsanoğlunun sağlığı herkesten önce kendisine emanettir. Kişi sağlığını korumak için alması gereken tedbirleri zamanında ve yerinde almalıdır. Belli bir yaştan sonra periyodik olarak muayene olmak, gerekli tahlilleri yaptırmak sağlık açısından çok önemlidir. Erken teşhisin hayat kurtardığı bilinen bir gerçektir ve bunun için kişi kendi doktoru olmalı ve sağlık kontrollerini vakit geçirmeden yaptırmalıdır.

Vücuttaki İltihap Nasıl Atılır?

Her sabah uyandığımızda yoğun bir günün bizi beklediğini bilerek yataktan kalkar ve daha o an yorgun hissederiz kendimizi. Ayaklarımız bir türlü gideceği yere gitmek istemez. Yatak bize davetkar bakar ancak yapacak bir şey yoktur gün ağarmıştır ve kalkılacaktır. Kalkarız ve aynanın karşısına geçeriz. Aman Allahım o da ne? Bir sürü sivilce ve gereksiz bir sürü iltihap vücudumuzu adeta yağmalamıştır. Bütün neşemiz ve sevincimiz gider, oysa bunları halletmenin çok kolay yolları vardır.

Vücuttaki İltihap

Tıp dilinde enflamasyon olarak adlandırılan iltihap, vücut dokusuna zarar veren farklı etkenler nedeniyle ortaya çıkan bir durumdur. Vücutta iltihap 3 değişik şekilde oluşum gösterir. İltihap, sıvısal ortamlarda, damarlarda ve hücrelerde olmak üzere üç farklı şekilde gelişir. Virüs, bakteri, kimyasal maddeler ve vücuda alınan şiddetli bir darbe nedeniyle vücudun verdiği bir tepkidir. Kısaca vücudun savunma mekanizmalarından biri olarak da tanımlanabilir.

İltihap aslında vücudun tamamen sağlığı için ortaya çıkar. Ancak kısa sürede geçmeyen iltihaplar ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir. İltihap kronik bir hal almışsa mutlaka ortada sağlığı tehdit eden bir durumun habercisi olarak algılanmalıdır. Vücutta iltihap oluşmuş ve uzun dönemdir geçmemişse bağışıklık sistemi ya da dejeneratif hastalıklar düşünülmelidir. Vücutta iltihap ihmal edilecek ya da hafife alınacak bir durum değildir. İhmal edildiğinde ileri aşamalarda ortaya daha ciddi sağlık sorunları çıkabilir. Kronikleşmiş iltihap siroz ve eklem iltihabında meydana geldiği gibi vücutta tek bir bölgeyi etkisi altına alabilir. Bazen de çölyak hastalığı gibi vücudu tamamen etkisi altına alabilir.

Vücutta iltihabı atmak için bazı bitkilerden yardım alınabilir. İltihaba karşı iyi gelen bitkiler vücudun iltihap ile savaşmasını kolaylaştırır.

Vücuttaki İltihap Nasıl Atılır?

  • Zencefil: Zencefilin iltihap söktürücü etkisi yanı sıra ağrı kesici özelliği de bulunmaktadır. İçerisinde barındırdığı shogaol, paradol, gingerol ve zingeron adlı bileşenler vücutta ağrı oluşumuna neden olabilecek prostaglandin adındaki yağ asitlerini baskılayarak ağrının ve iltihabın azalmasına yardımcı olur.

 

  • Zerdeçal: Zerdeçalın içerisinde bulunan kurkumin adlı bileşenin antioksidan özelliği vardır ve bu özelliği ile vücuttan iltihabın atılmasını sağlar. Özellikle karaciğer sağlığı için oldukça önemli bir bitki türüdür.

 

  • Fesleğen: İltihap için yaygın bir şekilde kullanılan baharatlardan biridir.
    İçeriğindeki öjenol adlı madde bitkiye hem koku, hem tat katar ve beraberinde iltihabı söktürücü etki yaratır.

 

  • Cayenne biberi: İçerisinde yer alan kapsaisin adlı bileşen daha çok artrit nedeniyle meydana gelen iltihaba karşı etkili olur.

 

  • Ak söğüt kabuğu: Bitkinin içeriğinde bulunan salisin adındaki bileşen aspirin ile hemen hemen benzer özellikler taşır. Ak söğüt kabuğunun iltihap ve ağrı giderici etkisi vardır.

 

  • Oregano: Bitkinin içinde yer alan bioflavanoid ve polifenol adlı bileşenler serbest radikaller ile savaşmayı kolaylaştırır. Vücutta ne kadar çok serbest radikal varsa iltihap gelişme olasılığı o kadar fazladır.

 

  • Sarımsak: Bilindik en doğal antibiyotiklerden biri olan sarımsak vücuttan iltihap atmak için kullanılabilir. İltihap harici sarımsak, tansiyon, kalp hastalıkları gibi daha pek çok hastalığa karşı da kullanılabilir.

 

  • Isırgan otu: Isırgan otu vücutta biriken atık maddeleri yani toksinleri vücuttan atmayı kolaylaştıran bitkilerden biridir. Bu alanda da çok sık kullanılır. İltihabı azalttığı gibi iltihabın neden olduğu ağrıya karşı da faydalıdır.

 

  • Tatlı patates: Mor renkli tatlı patates vücutta oluşan iltihabı atmak için kullanılabilir.

 

  • Ceviz: Ceviz vücut için birçok fayda sağlayan mükemmel bir besin maddesidir. Vücuttaki iltihabı atmak için günlük düzenli olarak 4-5 tane ceviz tüketilebilir.

 

  • Yaban Mersini: Antioksidan ve anti-enflamatuar etkisi bulunan yaban mersini dokularda gelişen iltihabı azaltmak için kullanılabilir.

 

Hayata bezgin bakmamak ve güne daha zinde başlayabilmek için dertlerimizden kurtulmak gerekmektedir. Bu dertlerden kurtulmak da aslında sanıldığı kadar zor ve zahmetli değildir. Yeter ki az biraz çaba harcayalım.

Vücuttaki İltihap Yorgunluk Yapar Mı?

Vücudumuz bazı dönemlerde yorgun düşer. Bağışıklık sistemimiz çöktüğü için vücut hastalıklara açık hale gelir. Özellik mevsim geçişlerinde ilkbahar sonbahar mevsimlerinde yorgunluk daha şiddetli olarak yaşanmaktadır. Mevsim geçişlerinde yorgun düşmemek için önlemler almak gerekir. Bu dönemlerde bitki çayları içmeye başlamak, daha fazla meyve sebze tüketmek, vitamin takviyeleri almak alınabilecek önlemler arasındadır. Suyunuza ekleyeceğiniz limon, zencefil, tarçın, taze nane yaprağı gibi besinler bağışıklığınızı güçlendirir yorgun düşmenizi önler. “Vücuttaki iltihap yorgunluk yapar mı?” sorusuna cevabımız ever olacaktır. Bu dönemlerde vücudunuza besin takviyeleri yapmalısınız.

Suyu Yeterince Tüketmezsek Vücudumuzda Neler Olur?

1)Bilindiği üzere vücudumuzun %80 i sudan oluşur. Yeterince su tüketmezsek vücudumuz yapması gereken işlemleri yerine getiremez; tükettiğimiz besinler düzgün ayrışmaz vücut tarafından kullanılamaz. Beyin fonksiyonlarımız aksar; gün içinde yeterince su tüketmediğinizde dikkatiniz sürekli dağılır. Su dikkatin toplanmasını, vücudun gerekli işlemleri yapmasını sağlar.

2)Genel olarak bir insanın günlük su ihtiyacı 2,5-3 litre civarındadır. Kişinin içmesi gereken su miktarı kişiden kişiye ve mevsime göre değişiklik gösterir. İnternette boy, kilo, hareketlilik gibi bilgilerinizi yazdıktan sonra ne kadar su içmeniz gerektiğini hesaplayan siteler bulunmaktadır, oradan destek alabilirsiniz. Telefonunuza da mobil uygulama olarak su içme hatırlatıcısı gibi uygulamalar yükleyerek suyu daha düzenli içebilirsiniz.

3)Suyu az tükettiğinizde bir süre sonra vücudunuzda şişkinlik hissedersiniz. Bu şişkinlik karın bölgesi veya ayak bilekleri gibi bölgelerde oluşur. Vücut, yeterince su alamazsa vücuttan toksinleri uzaklaştıramaz ve toksinler size iltihaplanmalar, şişlik ve ödem olarak geri döner. Yeterince su tüketmezseniz vücuttaki iltihap yorgunluk yapar mı diye düşünürken, vücudunuzdan iltihapları atamaz yorgun düşersiniz.

Vücudumda İltihap Olduğunu Nasıl Anlarım?

1)Vücutta iltihap oluşması, birtakım değişiklikleri beraberinde getirir. Vücudun çeşitli bölgelerinde şişlikler yaralar oluşur. Bu yaralar ilk başta sivilce kadar küçük, zaman içinde büyük yaralara dönüşebilir. Vücudunuzu gözlemleyerek vücudunuzda iltihap olup olmadığını tespit edebilirsiniz. Vücudunuzdaki yaralar gittikçe büyüyor iyileşmesi zaman alıyor ise iltihap olabilir.

2)Lenf bezleriniz, kulağın hemen altındadır. Lenf bezi kulağın altında olan minik bezelerdir, vücudunuzda iltihap varsa lenf bezleriniz şişecek kulağınızın altında yumruya benzer şişlikler oluşacaktır. Bu önemli bir rahatsızlıktır. Kulağınızın altında bir şişlik hissettiğinizde daha da büyümeden bir doktora görünmelisiniz. İlerlerse kulak ağrısı, duymada güçlük gibi problemlerle karşılaşabilirsiniz.

3)Ciltte aşırı kuruma, pullanma şeklinde görüntü eşliğinde kaşıntılarla beraber devam eder. Bu kaşıntılar ilerlerse açık yaraya dönüşebilir. Alerjiye bağlı olmayan bir kaşıntı kuruluk hissettiğinizde vücudunuzda iltihap birikmiş demektir.

4)Halsizlik ve yorgunluk durumunuz son günlerde arttıysa kendinizi güçsüz hissediyorsanız vücudunuzda iltihap birikmiş olabilir. Uyarmakta fayda var bazı hastalıkları atlatmak güçtür; bu hastalıklarda yorgunluk halsizlik sıklıkla görülür. Belirgin bir hastalığınız yoksa bu madde geçerlidir. Vücudumuzdaki toksinler vücuttan atılmazsa, vücudumuz onları atmak için bir savaş verir bu da bizi yorgun düşürür. Vücuttaki iltihap yorgunluk yapar mı, maalesef vücudumuz fazlasıyla yorulduğu için evet. Vücudumuzu dinlemeli ona destek olmalıyız. Son zamanlarda normalde olduğundan yorgun ve sürekli uyuma isteği hissediyorsanız vücudunuzda iltihap birikmiştir. Bir doktora görünmeniz en doğrusu olacaktır. Doktora gidemiyorsanız toksinler ve mikroplar ile savaşacak doğal meyve suları ve bitkisel çaylar ile iyileşmeye çalışabilirsiniz. Fakat kendinizi çok kötü hissediyorsanız mutlaka bir doktora görünmenizi öneririz.

5)Yüksek ateş ve bir türlü geçmeyen baş ağrıları da vücutta iltihap olabileceğinin habercisidir. Vücudunuz toksinleri yok etmek ve vücuttan atmak için daha çok çabalar bu sebeple ateşiniz çıkar, ateşe bağlı olarak da başınızda ağrı olur.

Sitrit Asit Nedir?

Hemen hemen bütün bitkilerin yapısında var olan Sitrik asit, doğada hücresel faaliyetlerin birçoğunda görev almaktadır. Sitrik asitin kullanım alanları arasında; gıda sektörü, tarım sektörü, metal üretimi ve işlenmesi, ilaç sektörü ve içecek sektörü gibi aktif alanlarda yer almaktadır.

Telaffuzu “Limon Tuzu” olan Sitrik Asit dünyanın pek çok ülkesinde ve Türkiye’de de kullanılan limonda  %80 oranında bulunmaktadır. Toksin sayılmayan bir bileşen olan Sitrik Asit kristal yapıdadır.  Kimya sanayisinde çok bir ayırışcı olduğu için en çok tercih edilmektedir.

Konserve ürünlerinde kullanılan sitrik asit yiyeceklerin uzun süre korunmasını sağladığı için tercih edilmektedir. Alkollü ve alkolsüz içeceklerin birçoğunda bulunan sitrik asit diğer gıda sektöründeki ürünlerde koruyucu katkı maddesi olarak tercih edilmektedir.

Sitrik Asit’in Kimyasal Özellikleri Nelerdir?

Sitrik asiti önemli kılan özelliklerinden biri de çok değerlikli metal iyonları ve şelatları oluşturacak pek çok kompleksler vermesidir. Bu önemli özelliğinden dolayı sitratlar veya sitrik asitler metal bulaşmasının kontrolünde kullanılmaktadır. Tek olarak renkli olan metal iyonu sitratla birleşim halindeyken tamamen renksiz veya az renkli nitelikte olmaktadır. Sitrik asit ile metal iyonları şelat oluşturarak kararlı kalabilirken metal iyonlarının varlığında organik moleküller katalitik olarak bozulabilir.

Sitrik Asidin Kullanım Alanları Nereleridir?

Endüstriyel uygulamalar ve farklı gıda alanlarında kullanımı oldukça yaygın olan Sitrik asit özellikle sitrat karbonatlı ve karbonatsız içeceklerde daha çok kullanılmaktadır. Düşük kalorili içecekler, meyve suyu ve susuzluk giderici içeceklerde Sitrik asit, tek olarak ya da sitrat tuzlarıyla birlikte kullanılır ve tat verici olarak faydalanılır. Bunun dışında endüstriyel üretimde Sitrik Asit, şekerlere ekşilik vermek amacıyla eklenir. Pastahanelerde ve şekerleme ürünü satan firmalarda kullanılan şeker çeşitlerinde de pektin jeli kullanılarak maksimum jel dayanımını arttırmak amacıyla faydalanır

Sitrik Asit Zararları

Sikrit asit doğal bir bileşendir ve özellikle turunçgiller de ve bir çok bitkide  bulunur. Sikrit asit, şekerin okside olup, Karbondioksite ve ya suya dönüşerek enerji meydana gelmesinde sikrit asit döngüsü sağlanabilmesi için gereklidir. Sikrit asit, gıda endüstirüsinde en yaygın ph kontrol ajanıdır. C vitamini ve E 300 gibi antioksidanların çalışmasını güçlendirir.

Sikrit asit, gıda sektöründe bir çeşit, koruyucu olarak kullanılır. Özellikle bira ve meyvelerden yapılmış reçellerin içindeki meyvelerin renginin kahrengiye dönmesini önler. Sikrrit asit, şekerlemelerin veya sanayi işi tatlıların şerbetlerinin, belli bir süre geçtikten sonra, kristalleşmesini önler. Şerbetli tatlı yapılırken de şerbetin içine limon sıkılması şerbetin, kristalleşmesini önlemek amaçlıdır. Limonun içinde doğal sikrit asit vardır

Sikrit asit adı verilen ve gıda sektöründe kullanılan bu madde, Limon, Mandalina, Portakal, greyfurt gibi meyvelerde bol miktarda bulunmaktadır. Fakat meyvelerden bu maddeyi üretmek, çok pahalı olduğu için, bakterilerin ve mayaların yardımı ile, şekerden elde edilir ve genellikle ucuz olduğu için, sanayiciler bunu tercih ederler. Özellikle doğal yolla elde edilmeyen sikrit asidin insan sağlığına bazı zararları olmaktadır. Bunlar aşağıda sıralanmıştır.

 

  • Sikrit asit cilt ile temas ettiğinde tahriş edici etkisi vardır.

 

  • Sikrit asidin toz olanları solunduğunda, solunum sisteminde ve mukoza da tahrişi neden olur.

 

  • Hassas ciltler ile temas ettiğinde alerjiye neden olur.

 

  • Göz ile temas ettiğinde çok ciddi zararlar verir. Derhal bir sağlık kuruluşuna başvurmak gerekmektedir.

Görüldüğü gibi en tabi haliyle oldukça faydalı olan ve insanoğlunun kullanımına sunulan strik asit yapay yolla elde edildiğinde zararlı olabilmektedir. Yapay yolla elde edilen strik asiten uzak durmak bu yönüyle yerinde olacaktır.

Askorbik asit nedir?

İnsan vücudu o kadar karmaşık ve o kadar muhteşem bir sistem ki bugün bile uzmanlar insan vücudunun birçok yönünü bilmemekte ve her gün yeni yeni yönlerini keşfetmektedirler. Karmaşık ve kusursuz bir sistem olan vücudumuzda adını dahi bilmediğimiz o kadar çok şey var ki… Bunlar vücudumuzda dengeli kaldığı sürece faydalı olurken, dengeyi ne yazık ki kendi elimizle bozduğumuz zaman ise zararlı hale gelmeye ve bize zarar vermeye başlamaktadırlar.

C vitamini nedir vücutta ne işe yarar?

C vitamini yani diğer adıyla askorbik asit basit bir şekerdir ve güçlü bir indirgeyici ajandır. Vücuttaki anti-oksidan özelliği son yıllarda yapılan çalışmalarla bulunmuştur. Aynı zamanda kollojen yapısını sağlamlaştırarak diş etlerinin, derinin, kan damarlarının ve eklemelerin daha dayanıklı ve sağlam olmasını sağlamaktadır. Vücutta meydana gelen serbest radikalleri okside ederek ortadan kaldırır. Aynı zamanda soğuk algınlığına karşı yaygın bir inanış olarak kullanılmaktadır. Ancak yapılan kontrollü çalışmalarda C vitaminin gribi durdurduğuna ya da azalttığına dair bir veri saptanamamıştır. Çok zayıf olan iyileşme verilerinde C vitamininin hafif anti-histaminik özelliğine bağlı olduğu düşünülmektedir.

C vitamini Eksikliğinde ne görülür?

Birçok gıdada bolca askorbik asit (C vitamini) bulunduğundan aşırı katı diyetler ve yaşlılar hariç eksikliğinin görülmesi nadirdir. Uzun süreli C vitamini eksikliğinde kanama ve yara iyileşme kusuruyla karakterize skorbüt hastalığı gelişir.

Aynı zamanda skorbüt hastalığı “KORSAN HASTALIĞI“ olarak bilinir korsanlar uzun deniz yolculuklarında yanlarında taze, meyve sebze olmadan aylarca yolculuk yaptıkları için çoğu korsan karaya varmadan gemi içerisinde kanama ve diş dökülmeleriyle ağır seyreden skorbüt hastalığına yakalanmışlardır.  Vücut askorbik asit’i (C vitamini) kendi başına sentezleyemez ve mutlaka dışarıdan alması gerekmektedir. C vitamini eksikliğinde genel olarak aşağıdaki belirtiler görülür.

  • Saç diplerinde kepeklenme
  • Eklemlerde kanama
  • Şişmiş, kanamalı, süngerimsi diş etleri
  • Diş etlerinde iltihap ve buna bağlı dişlerin kaybı
  • Dişlerde çürüme ve kanamalar
  • Anemi ( Kansızlık )
  • Kesilen yerin iyileşmesinde bozukluklar.

C vitamini eksikliği kimlere sık görülür?

C vitamini eksikliği genelde sürekli kaynamış sütle beslenen bebeklerde, sadece pirinçle beslenen topluluklarda, sebzeyle beslenmeyen yaşlılarda, alkoliklerde, anormal maddeleri yemeyi takıntı haline getirmiş kişilerde görülebilir.

C vitamini eksikliğinin Tedavisi nedir?

İlk olarak günlük 250 mg askorbik asit verilir ve hastaya taze sebze ve meyve yemesi tavsiye edilir. Daha sonra doz 40 mg’a düşürülür. Ortadan semptomların kalkması ve hastanın beslenme durumundaki düzelmeye bağlı olarak tedavi kesilir.

C Vitamini içeren besinler nelerdir?

  • Portakal Suyu
  • Limon Suyu
  • Taze meyveler
  • Taze sebzeler
  • Karaciğer
  • Balık
  • Taze inek sütü

Özellikle taze meyve ve sebzelerde insan vücudunun ihtiyacını fazlasıyla karşılayacak kadar c vitamini bulunur. Patates çok iyi bir kaynaktır ancak içindeki C vitamini depolanma sürecinden soframıza gelene kadar neredeyse kaybolur.

C vitamini Fazlalığının Zararları Nelerdir?

Çok fazla C vitamini idrarla derhal atılır. Ancak demir emiliminde artışa ve vücutta demir yüklenmesine sebep olur. Yemeklerle C vitamini fazlalığına ulaşmak mümkün değildir ancak hap şeklinde satılan C vitamin hapları ve enerji ve sağlık verdiği yalanıyla piyasada satılan vitamin takviyelerini kullanarak bu doza ulaşmanız mümkün olmaktadır. Vitamin takviyesi yapılacaksa bunun doktor kontrolünde yapılması gerekmektedir.

Görüldüğü gibi insan vücudunun dengesi çok yerinde ve bu dengeyi korumak da çok önemlidir. Gereğinden fazla vitamin faydadan çok zarar vermektedir. Bu bilinçle hareket etmek sağlık açısından hayati öneme sahiptir.